İleri derecede görme kaybı yaşayan bazı hastalar, deneysel bir gen tedavisinin ardından kapı boşluklarını bulma, nesnelerin yerini fark etme ve yerdeki rotaları izleme gibi beceriler kazandı. İsviçre ve ABD’de geliştirilen optogenetik yaklaşım, kalıtsal göz hastalığı Retinitis Pigmentosa nedeniyle işlevini yitiren retinaya ışığı algılama yetisi kazandırmayı hedefliyor.
New England Journal of Medicine’da yayımlanan birinci faz klinik çalışmasında, 10 hastadan altısında ışık hassasiyetinde klinik açıdan anlamlı artış kaydedildi. Beş yıla kadar uzanan takipte ciddi bir güvenlik sorunu bildirilmedi; ancak tedavi normal görmeyi geri kazandırmadı.
Retinadaki hücreleri ışığa duyarlı hale getiren yöntem
Retinitis Pigmentosa, yüzden fazla farklı genetik mutasyonla ilişkili olabilen ve retina hücrelerinin zaman içinde işlevini kaybetmesine yol açan bir hastalık. İleri evrelerde ciddi görme kaybına neden olabiliyor. Araştırmacılar, her mutasyon için ayrı bir tedavi geliştirmek yerine, işlevini koruyan retina hücrelerinin ışığı algılamasını sağlamaya odaklandı.
İsviçre’deki Moleküler Oftalmoloji Enstitüsü ile Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi araştırmacılarının geliştirdiği yöntem, hücrelerin ışıkla kontrol edilmesini sağlayan optogenetik yaklaşımına dayanıyor. Çalışmaya iki gözünde de ileri derecede görme kaybı bulunan 10 yetişkin katıldı. Her katılımcının görme kaybından daha fazla etkilenen gözüne tek seferlik gen tedavisi uygulandı.
Enjeksiyonda, kehribar rengi ışığa duyarlı ChrimsonR proteininin üretilmesini sağlayan genetik bilgiyi taşıyan zararsız bir viral vektör kullanıldı. Böylece retinada kalan hücrelerin belirli ışık sinyallerine yanıt vermesi amaçlandı.
Özel gözlükler görsel bilgiyi ışık sinyallerine dönüştürüyor
Tedavinin bir parçası olan özel gözlükler, çevreden alınan görsel bilgileri kehribar rengi ışık sinyallerine çevirerek retinaya iletiyor. Genetik müdahaleyle ışığa duyarlı hale getirilen hücreler de bu sinyalleri algılayabiliyor.
Yaklaşımın öne çıkan yönü, hastalığa yol açan genetik mutasyonların her biri için ayrı bir tedavi gerektirmemesi. Araştırmacılar, hastalığın genetik nedeninden bağımsız biçimde işlevini koruyan retina hücrelerinden yararlanmayı hedefliyor.
Altı katılımcıda ışık hassasiyeti arttı
Beş yıla kadar süren takip verilerinde, hastaların çoğunda hafif ve geçici göz iltihaplanmaları görüldü. Yüksek doz uygulanan katılımcılarda ciddi bir yan etki bildirilmedi. Görme işlevleri bakımından ise 10 hastanın altısında klinik açıdan anlamlı ışık hassasiyeti artışı saptandı.
Sonuçlar, hastaların normal görme yetisini geri kazandığı anlamına gelmiyor. Katılımcılar yüzleri net biçimde seçemedi ve çevrelerini sağlıklı bir gözün algıladığı ayrıntı düzeyinde göremedi. Bununla birlikte bazıları kapı boşluklarını bulma, nesnelerin konumunu belirleme ve yerdeki yolları takip etme gibi günlük yaşamda işe yarayan beceriler edindi.
Çalışmanın ilk klinik fazda yürütülmesi ve yalnızca 10 kişiyi kapsaması, sonuçların daha geniş katılımlı araştırmalarla incelenmesini gerektiriyor. Uzun dönem takipte ciddi bir güvenlik sorunu görülmemesi, tedavinin sonraki klinik aşamalarına ilişkin değerlendirmeler açısından olumlu bir bulgu olarak aktarılıyor.
Erken evre hastalarda sonuçlar araştırılacak
Araştırmacılar, retinada çok az sayıda canlı hücre kalmış ileri evre hastalarda bile bazı görme becerilerinin geri kazanılabilmesini önemli buluyor. Hastalığın daha erken dönemlerinde benzer bir yaklaşımın daha güçlü sonuçlar verebileceği düşünülüyor; bu olasılığın sınanması için farklı hastalık evrelerindeki katılımcılarla yeni çalışmalara ihtiyaç var.
Optogenetik araştırmalarıyla tanınan Karl Deisseroth, Peter Hegemann ve Georg Nagel’in Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’ne layık görülmesi de bu alana ilgiyi artırdı. Hücrelerin ışıkla kontrol edilmesini sağlayan yöntem, laboratuvar araştırmalarından klinik uygulamalara uzanan çalışmaların temelini oluşturuyor.
Araştırma ekibinin sonraki hedefleri katılımcı sayısını artırmak, kullanılan teknolojiyi geliştirmek ve daha ileri klinik aşamalara geçmek. Mevcut bulgular, ileri derecede görme kaybı yaşayan bazı kişilerde sınırlı ancak günlük yaşamda karşılığı olan görme becerilerinin yeniden kazanılabileceğine işaret ediyor.